Türkiye Ekonomisi Nereye Gidiyor?

Son birkaç yıldır tüm dünyada alışılagelmişin dışında birçok gelişme yaşandı ve yılların sükuneti maalesef bozulmaya başladı.

Özellikle Türkiye’yi etkileyen uluslararası gelişmeler adeta ülkemizi kıskaç altına almış durumda.

İktidar partisinin yanlış para politikaları, devlet hazinesinin hoyratça kullanımı, beslenen tüketime dayalı yaşam stratejileri ve uluslararası siyasal çevrelerce dışlanan bir bir ülke haline gelmemiz, Türkiyeyi adeta dibi görünmeyen bir çukurun içine sürüklemiştir.

Her ne kadar konumuz ekonomi ve finans olsa da ülke dinamiklerini oluşturan birçok alanın bozulmasına değinmeden geçmek haksızlık olacaktır.

1. Eğitim Sistemsizliği

Ülkelerin ve ulusların geleceğini yeni nesiller ve genç kuşaklar belirlemektedir. Bu nedenle geleceğin temellerindeki en önemli köşe taşları eğitim sistemleri ile gelecek nesillerin zihinlerine ve karakterlerine kazınmalıdır.

Her yıl değişen eğitim sistemi, okul müfredatlarında yapılan çağdaşlık temizlikleri, vizyonsuz yöneticiler ve sonucunda öğrenci-veli-aile-öğretmen hiyerarşisinin bozulması ülkemizde günden güne bozulan eğitim sistemini daha doğrusu eğitim sistemsizliğini gözler önüne sermektedir.

Ülkenin geleceğini oluşturan genç nesillerin eğitimi bir ülkenin veya devletin geleceğe yönelik yapacağı en önemli yatırımdır. Ve maalesef Türkiye’de bu kavram yok sayılmaktadır.

“Eğitimdir Ki Bir Milleti Ya Özgür, Bağımsız, Şanlı, Yüksek Bir Topluluk Halinde Yaşatır; Ya Da Esaret Ve Sefalete Terk Eder.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

2. Devletçilik İlkesinin Yok Sayılması

Devletçilik, devletin ekonomiyi veya sosyal hayatı ya da her ikisini de belirli bir dereceye kadar kontrol etmesi gerektiğini savunan bir görüştür.

Devletçilik ilkesi yukarıda en basit ve sade anlamıyla açıklanmıştır fakat anlamak için özüne inmek gerekmektedir.

Devletler birer şirket gibi gelir ve giderleri olan, birçok finansal enstrüman kullanan girift yapılardır.

Devletçilik ilkesi sosyal ve ekonomik olarak devletin denge çubuğudur.

Genel bir anlayış olarak devlet halkına sosyal anlamda birçok konuda hizmet etmekle yükümlüdür ve hizmetlerinin finansmanı için halka vergisel yükümlülükler uygulamaktadır.

Devletçilik ilkesine göre halka uygulanan vergisel yükümlülüklerin hafifletilmesi adına KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) adı verilen fabrika, çiftlik, kooperatif gibi ticari işletmeler devlet tarafından kurularak kârı hazineye aktarılmak suretiyle vergisel gelirlerin yanında devletin gelir kalemleri oluşturulur.

Atatürk’ün ülkemize en büyük katkılarından biri olan devletçilik ilkesi son 30 yılda devlete ait fabrika ve diğer işletmelerin birer birer devlet idaresinden çıkarılarak özelleştirilmesi neticesinde yok sayılarak bitirilmiştir.

İyileştirme ve revizyon yapamayan, vizyonsuz yöneticilerden oluşan birçok devlet iştiraki yıllar içinde zarar eden işletme statüsüne dönüştürülerek özelleştirme için gerekli zemin hazırlanmış ve devletin en büyük gelir kaynakları bir bir kesilmiştir.

Özelleştirmeler neticesinde kesilen devlet iştirak gelirleri, son dönemde hükümetin izlediği şaşalı yönetim ve gereksiz harcamalarla birlikte hazineti ve devleti ciddi bir kriz içerisine sokmuştur.

Alınan vergiler, özelleştirme neticesinde elde edilen gelirler ve diğer bilinmeyen gelirler devletin finansal olarak kendini döndürme yetisini yitirmesine neden olmuştur.

Uzun vadede yeni ve kayda değer finansal yönetim politikaları ve ekonomik revizyonların gerçekleştirilmemesi durumunda Türkiye ciddi bir ekonomik buhranla baş başa kalacaktır.

3. Ortaçağ Hukuku ve Adil Olmayan Adalet

Devletler halkları için var olurlar. Devletlerin yöneticileri olan hükümet ve kabine halkın refah düzeyini arttırmak için halk tarafından seçilir.

Devletin en önemli niteliklerinden birisi de ADALET tir. Hukuk sistemi ülkenin gelişmişliğini ve çağdaşlığını gösteren ve sosyal hayatı düzenleyen kuralları yasalar çerçevesinde ortaya koyar.

Adalet kavramının temeli adil olmaktan gelir. Hukuk sistemi (devletin yaklaşımı gibi) her vatandaşa eşit ölçüde yaklaşarak toplumsal sorunların çözümüne odaklanır. Yargılanma bu sürecin en önemli

Ülkemizin son bir yıldır yaşadığı ekonomik kriz maalesef yargısal reformlarla halkı güvence altına alınması gerekliliğini henüz gündemimize getirmemiştir.

Yıllardır uygulanan yanlış ekonomi politikaları nedeniyle ülkenin can damarları bir bir kesilmiş ve son dönemde halka yansımaya başlamıştır.

Ekonomik kriz ortamı, dövizin öngörülemez yükselişi ve artan maliyetler ticari hayatı ciddi anlamda etkilemiştir.

Bu süreçte yapılan en büyük yanlışlardan birisi olan konkordato kavramının denetimsiz uygulaması, alacak-borç ilişkisinin hukuki gerekliliklerini geçici olarak ortadan kaldırarak ticari hayatı daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur.

Gelelim en önemli sorunlardan birisine.

Devletin Ticari Borçluyu Bir de Kendine Borçlu Çıkarması

Ülkemizde ticari hayat birçok sektörde vadeli ödeme aracı olarak kullanılan çek ile yürümektedir. Tahsilatlar ve satışlar için kullanılan vadeli ödeme aracı olan çekler, senet gibi kambiyo belgesi niteliği taşır ve vadesi geldiğinde çek sahibinin hesabından tahsilat yapılmasını sağlar.

Ülkemizde yaşanan ekonomik sorunlar birçok ticaret erbabının tahsilatlarında ve ödemelerinde sorun yaşamasına neden olmuştur.

Kriz ortamında tahsilatlarını yapamayan esnaf ve ticaret erbabları ödemelerini yapamaz hale gelmiştir ve maalesef bu ödemelerin büyük çoğunluğu kambiyo evrakları ile gerçekleştirilmektedir.

Ülkemizde halen yürürlükte olan 5941 sayılı çek kanunu diyor ki:

Çek sahibi çek tutarı olan parayı çek alacaklısına (son cirantaya veya hamiline ise çeki elinde bulunduran kişiye) ödemek zorundadır. Eğer zamanında ödenmezse İcra Ceza Mahkemelerine dava açarak işlem başlatılır.

İcra Ceza Mahkemeleri bu kanun doğrultusunda çekte karşılıksız işlemi yapmaya sebep olan çek sahibi ve borçlu kişiyi suçlu olarak tanımlar ve borçlu çek bedeli kadar adli para cezasına çarptırılır.

Ayrıca çek bedeli kadar adli para cezasına çarptırılan bu kişi eğer bu cezayı ödemezse (adli para cezasının ödenmemesi durumu) günlüğü 100 TL’den en fazla 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır!

Şimdi sakin bir kafayla düşünelim ve empati kurmaya çalışalım.

Yıllardır ticaret yapan bir tekstil atölyesi sahibi, her yıl milyonlarca lira çek ödemesini sorunsuzca gerçekleştirmiş. Mal alımlarını çekle yapıyor satışlarını ise hem çekle hemde nakit olarak gerçekleştiriyor.

2018 yılı eylül ayından sonra ülkenin genel ekonomik sorunları nedeniyle işleri bozuldu ve çeklerini ödeyemez duruma duruma geldi. Satış yaptığı müşterileri (ülkenin en büyük tekstil firmaları) iflasın eşiğine geldi haliyle hem iş hacmi azalmaya başladı hemde tahsilat sorunları yaşamaya başladı. Düzelmeyen ve her geçen gün daha da kötüye giden işleri nedeniyle çeklerini ödeyemez duruma geldi.

Tekstil atölyesi sahibi alacaklarını tahsil edemiyor çünkü alacaklı olduğu firmalar ya konkordato ilan etmiş yada sırra kadem basmış.

Hakkında icra davaları açılıyor. Açılabilir! Hukuk sistemi bu noktada tabii ki devreye girecek eğer borcunu ödeyebileceği bir varlığı varsa ya kendisi yada hukuk sistemi bu varlığı borcunu ödemek için kullanacaktır.

Ayrıca İcra Ceza Mahkemelerinden hakkında karşılıksız çek düzenleme suçu işlediği gerekçesiyle de davalar açılıyor.

Peki bu nedir!

Yürürlükte olan 5941 sayılı çek kanunun içerdiği uygulamalardan en acısı. Tekstil atölyesi sahibi, yani yıllardır ticaret yapan bu kişi ekonomik kriz nedeniyle, tahsilat yapamaması nedeniyle, alacaklılarının konkordato ilan etmesi nedeniyle ödeyemediği çekler için ayrıca çek tutarları kadar adli para cezasına çarptırılıyor ve aynı zamanda devlete borçlu oluyor.

Hukuk sistemi tekstil atölyesi sahibine çek tutarını devlete adli para cezası olarak ödemesini aksi halde hapis cezası ile cezalandırılacağını tebliğ ediyor.

Adaletsizliğin Başlangıcı ve Hukukun Sonu

Hukuk sistemi burada ticari alacaklı-borçlu arasına bir set çekerek kendine haksız bir kaynak yaratıyor.

Yanlış anlaşılma olmasın, adli para cezaları hazine geliri olarak kaydedilir. Borçludan alınarak alacaklıya ödenen bir para değildir.

Yazılan çekleri nedeniyle bir de devlete borçlanan tekstil atölyesi sahibi, bu etrafımızdaki herhangi bir sektörden herhangi bir kişi olabilir.

Ülkemizde binlerce insan maalesef bu durumda ve hükumetin yargı reformlarında bu konu es geçiliyor.

Şunu unutmamak lazım hiçbir insan borcundan dolayı özgürlüğünden ve hürriyetinden yoksul bırakılmamalı.

5941 sayılı çek kanunu ne alacaklıya nede borçluya fayda sağlayan bir kanundur. Ortaçağ adaletsizliğinin ülkemizde hala devamını gösteren yanlış bir uygulamadır.

Çek kanununun değişimi konusunda kamuoyu oluşturmaya çalışan birçok oluşum ve platform bulunmaktadır. Bunlardan bazıları olan http://cekehapiscezasi.com ve 5941. Çek Yasası Mağdurları dır.

Devlet ve hükumet ülkenin içinde bulunduğu zorlu ekonomik koşullarda halkını korumak zorundadır.

Adaletsizliğin ekonomik alanda yalnızca küçük bir yansıması olan çek kanunu gibi daha birçok yanlış uygulama ve revizyon gerektiren konular vardır.

Adaletin tekrar sağlanması, ekonominin yeniden canlanması ve halkın rahat bir nefes alması umuduyla.


Zenpara / Finans Grubu

Zenpara hakkında 104 makale
Zenpara Araştırma Grubu, ekonomi, finans ve birçok parasal konuda istatistikleri değerlendirerek analizler gerçekleştirir ve bunları yazıya dökerek paylaşır. Para ile ilgili birçok konu araştırma konusu olabilir. Zenpara.com ekibi yalnızca bilgilendirme amacıyla içerik üretir, yatırım tavsiyesi vermez.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*